• 28 Ocak 2014 20:09

    Esaretin BedeliHerkesin dünyanın en iyi filmi olarak kabul ettiği ‘Shawshank Redemption’ı Türkçesi ile “Esaretin Bedeli” filmini tvde birkaç kez denk gelmiş ama baştan sona izleme fırsatım olmamıştı. İnternetten yaptığım araştırmalarda da bol bol övgüyle karşılaşınca izledim baştan sona. Gerçekten çok iyi bir film.
    Konusuna gelince “Andy Dufresne iyi bir bankacı, dürüst, kendi halinde bir insandır. Bir gece eve geldiğinde karısını sevgilisi ile görür. Bundan sonrasını hatırlamamaktadır. Karısı o gece öldürülür, Andy ise evdedir. Cinayetten ömür boyu hapse mahkum olur ve Shawshank Hapishanesi‘ne gelir. Buranın “her yerin” olduğu gibi kendine has kuralları vardır. Andy zekası ve kültürü ile zamanla bu kuralları kendine göre çevirir. Aşağılanır, dayak yer ama asla pes etmez. Hesap işlerinden anladığı için zamanla hapishane müdürünün sağ kolu olur. Arada ona karşı geldiği için hücre cezasına çarptırılır. Hapishaneye bir kütüphane kurar. Mahkumları eğitir. Diğer mahkumlar arasında sevilen ve sayılan Andy, yeni gelen Joe adında bir mahkumda kendini görür ve ona diğerlerinden daha fazla ilgi gösterip eğitir. Bu zamanla müdürün işine gelmeyecek olayların başlamasına neden olur. Hikayeyi Andy’nin en yakın arkadaşı “Red“in anlatımıyla, film boyunca dinleriz.”

    İnsanın müdacelesini, azmini ve zekasını anlatan bu film en çok da dostluğa ve arkadaşlığa vurgu yapıyor. Sonunda kazanan da dostluk oluyor. Zaten filmde yönetmenin en yakın arkadaşı Allen Green‘e ithaf ediliyor. Allen Green, yönetmen Frank Darabont‘un menajeri ve yakın arkadaşı. Film tamamlanmadan vefat edince, Darabont filmi yakın arkadaşına ithaf etmiş. Filmdeki dokunaklı arkadaşlık öyküsü belki de bu ölüm nedeniyle bu kadar güzel ve içli anlatılmış.

    Filmde baş rolleri Tim Robbins ve Morgan Freeman oynuyor. Oyuncuların performanslarının zirvesine çıktığı filmi etkileyici kılan bir diğer özellik ise güzel bir metin ile anlatılmış olması. Senaryonun sahibi ise ilginç bir isim. Korku kitapları yazarı: Stephen King.

    Filmin ilginç bir hikayesi var. Yönetmen Frank Darabont 25 milyon dolarlık bir bütçeyle de filmini çekmeye başlar. Ancak film 35 milyon dolara tamamlanır. 1994’ün eylül ayında ABD vizyonuna giren film, gişelerde 18 milyon dolar hasılat yapar ve batar. Birçok film eleştirmeni film hakkında iyi yazılar yazmıştır halbuki. Film, 1994 Akademi ödüllerinde 7 dalda (film, erkek oyuncu – Morgan Freeman-, uyarlama senaryo, görüntü, kurgu, müzik ve ses) aday olur, ama hiçbirini kazanamaz. Çünkü o yıl Tom Hanks‘ın başrolünü oynadığı Forest Gumb filmi tüm Oscarları siler süpürür, 6 dalda Oscar alır.

    Ama bu kötü başlangıç böyle devam etmez. Filmi sevenlerin fısıltı gazetesini çalıştırmalarıyla filmin ünü ev videosunda gerçek anlamda patlar. 1995’in en çok kiralanan videosu olan film, TV satışları ve DVD sektörünün de devreye girmesiyle yıllar sonra kâra geçmeyi başarır. Şu an da gerek DVD satışları gerekse TV gösterimlerinden en çok para kazanan filmlerden biridir.